Vafıl(waffle) denen ve öldürsen birini tam olarak bitiremeyeceğim tatlıyı yemek için oturduk bi yerde. Mahal mühim değil, hava mis. Oturduğumuz yerin dükkanın önündeki kaldırımda yerleşmiş masalar olduğunu bilsek yeter. İşte etrafta kızlar filan var. Çantaları var, babetleri var. Babeti olan kızlardan bahsettik. "Çok rahatsız bir ayakkabı anuna koyyim nasıl giyiyolar?" dedi Dilge benim oturmuş beklediğim masaya ikiye bölünmüş vafılı getirirken. "Masaya kuş mu sıçtı?" dedi sandalyeye otururken. İki lavuk serçe, hemen dibinde oturduğumuz apartımanın ikinci kat penceresinde oynaşıyorlardı. Ve minicik serçeler, yukarı doğru baktığımızda gördüğümüz minicik götleriyle, üzerimize ve vafıllarımıza sıçmaktaydılar. Minicik götlerden çıkan minik yeşil serçe bokları tarafından 3 dakika içinde masadan sürüldük. Hayatımın en büyük yenilgisini serçelerin minik kıçları sayesinde tattım. Helal olsun lan!
Ufak çaplı hırsızlık girişiminde bulunmayan çocuk/genç yok gibidir sanırım. Varsa, ya çok ahlaklı ya da korkak olduğundandır ki biz onlara "çok iyi insan" yahut "tam bir mal" deriz ancak demeyen insanlar da vardır elbet. Onlara da "naber moruk, nası gidiyor, bi sigara bağlasana" ya da "vaay palto yeni mi, iyimiş" deriz. Konuya bir türlü giremeyen bendeniz dallamaya da... Aa, evet, "dallama" deriz -tabi böyle olunca sürprizi kalmadı-.
Korkak olma ihtimalimi saklı tutarak 15 yaşlarımdayken çok da ahlaklı olmadığımdan eminim. Arkadaşımın sigara almak için girdiği bayinin önünde beklerken, şeytan dürttü galiba, standta duran "Jazz" dergisini paltomun içine atıverdim. Bi saniye, jazz mı!? Ama ben dibine kadar Death Metalciydim ve olasılıkla şeytan da o yüzden dürttüydü. Bendeki bu müzikal kısırlığı farketmiş olan dükkan sahibi, anında yanımda bitti kolumdan tutup kulağıma eğilerek "Bence Death Metal'den direkt Jazz'a geçme, önce Soft Rock filan dinlemelisin. Led Zeppelin iyidir mesela, sonra Pink Floyd var" demedi tabi. "Koy lan onu yerine, bi daha da görmiyim buralarda!" diyerek ünledi haklı ses tonuyla. Topuk tabi. 3 yıl önünden geçmedim oranın. Ve işte böylece Jazz kariyerim sona erdi, kaybeden Türkiye oldu, dünya oldu.
Çocuklar engellenmesin artık! Fırsat verilirse hala bi hizmetim dokunur belki.
Bir kaç doğum günümü dahi tek başıma bir dilimi ile geçirmiş bir dangalak olarak, tiramisu favori tatlımdır. Hayatta "favorim budur" kalıbını tiramisudan başka bir şey için de kullanmadım, kullanmayacağım. Şimdi kesin kouşmiyim, kullanabilirim de. Onu ben bi ara düşüneyim, haber veririm sana sevgili blogokuru insan.
Da mevzu o değil. Tiramisuyu güzel yapan bi yerde oturmuşum. Menüyü getiren garsona daha menüyü masaya bırakmdan, "bi kahve bi tiramisu" demişim. Kahvem gelmiş tiramisu beklemekteyim. E bekle bekle kahve buza kesti, garsonu çağırıp, "ee benim bi de tiramisu vardı?" diye soruyorum.
- A! Tiramisu da mı söylediniz?
- E-evet, bi kahve bi tiramisu demiştim az önce...
- Aaa!? Ben onu 'bi kahve getirir misun?' diye anladım!
Haydi buyur! O da haklı canına yanayım, birimizden biri laz, karar veremedik hangimiz?
Allah rahmet eylesin, İsmail enişte gibi adam az gelmiştir dünyaya. Onu ve onun en büyük tek yapıtını anlamak için, sanat duyarlılığınızın aşkın olması gerekir. İsmail eniştenin yegane yapıtıydı "papağan sesi" çıkartmak. Ondan daha iyi "babacım babacım geldi", "en büyük fener, babacım", "şşşt şşşt, fiyuuuuuuft!" diyebilen, "babacım babacım, katil" diye seslenebilen gelmemiştir şu aleme. O ki, içinde papağan olan 2. sınıf türk dizilerinin tümünde kah Maşuk olmuş kah isimsiz sevimli başka bir papağan olmuş ancak farkını duruşunu hep korumuştur. Ne zaman papağanlı bir dizi/film/çizgifilm çekilmiştir, O, görevinin tüm sorumluluğunu sırtlanıp, "babacım" demiş, "fener" demiş ve sanatını layığı ile icra etmiştir. Mesleğine olan sevgisi hiç bitmemiş, şaka maka güzel para yapmış (Mudanya'da deniz kenarında 5 katlı apartman alacak kadar), nihayet ses telleri iltihabından zayıf düşüp hakkın rahmetine kavuşana kadar mutlu mesut yaşamıştır. Derler ki ölüm döşeğinde son sözleri, kısık papağan sesiyle "babacım katil geldi ehehehe" olmuş, herkesi hüzüne boğmuştur.
Ah İsmail enişte, sensiz papağanlar artık çok hüzünlü. Mekanın cennet olsun.
Erkeklerin samimiyet adına birbilerinin götlerini avuçlamasını doğal karşılamıyorsanız, onların doğasını anlayamazsınız. Erkekler birbirlerini götlerini avuçlar, bu gerçektir. Ancak bu satırların yazarı olan kişinin, alkol dozunu aştığı bir vakit, avuçladığı götün, eğilmiş paltoları toplayan uzun saçlı garson arkadaşının değil de, hiç tanımadığı bir kızınki olduğunu anladığında ağzından dökülen şu sözleri de anlamanız çok daha mühim: "Hasi ktir!"
Alkolün bokunun çıkartıldığı bir vakit. Loş-karanlık saçmasapan bar köşelerinde, bir o kadar saçmasapan ve loş ilişkiler(im)in kenarında zeybek oynuyorum. Geç vakit köşedeki kızı farkediyorum bi dünya kafamla. Karanlıklar içinde ama belli ki süpersonik bir insan. Mel mel bakıyorum. Eyvahlar olsun, inanmayacaksın ama o da bana bakıyor. Ben bakıyorum, o bakıyor. Bakıyorum, bakıyor. Baktım, baktı. Bi baktım, baktığım kız eski manitam... Kaçtım.
Toy muyum neyim? Evet düpedüz toyum. Üniversitenin ilk yılı, daha sonraları en üst katında ahşap döşemesine işeyip kovulduğum bir barda müdavim olmuşum, sabah akşam içmekteyim. Mesaim bundan ibaret. Aklımı yakmış "Beyaz Zenciler", saçlar göte kadar fitilli kadife ceket sırtımda, çok afedersin üç kuruşumla bar taburesi üstünde artık kaçıncı birayı içiyorum bilmiyorum. Neden sonra bir dişi insan belirdi yamacımda artık neyime vurulduysa. Oyunbaz bir memeli. "Hmmm, ne varmış bakalım bu cepte?" diye sokuyor elini ceketimin sağ cebine. Ne olacak benim gibi fakir öğrencinin cebinde, sümüklü öğrenci mendili tabii ki. Sonra aynen diğer cebe gidiyor el. Boş. En son ceketin mendil cebine gidiyor eli. Nihayet, sıra bende oluyor. Öyle diyor, "Sıra sende". Üzerindeki bluzun göğüs cebindeki fermuarını açıp elimi cebe sokuyor. O an "Cep delik cepken delik" ne demek anlıyorum. Çıplak ete temas genç ve toy hormonlarımın barın dört bir köşesine yayılıp halay çekmelerine vesile oluyor. O vakitler ne bileyim ben "bi bira ısmarlasana bana" deneceğini hormon depreştirmesinin akabinde. Cepteki tüm liracıkları harcıyorum.
Sonra ne mi oluyor? Çok afedersin ama ebe nina mı oluyor? "Yukarda sevgilim bekliyor, görüşürüz..." diyip, memesini de alıp gidiyor.
Çok gençtim lan bilemedim.

